Icimde yeni bir hayatin basladigini Irlandalilar'in koruyucu azizi St. Patrick'in anildigi gun olan 17 Mart 2010'da ogrendim... Bebegimin genetik olarak yari Irlandali olmasi da olaya bir ilginclik katiyor tabii ki.. Gecen gun Delfinam'a bakip dusundum 'sanki seni dort aydan daha uzun suredir taniyorum' diye ve esasinda onu bir yildir tanidigiminin farkina vardim (16 Mart 2011 idi tarih).. Ama o sadece dort aydir dis dunyada.. Koreliler yas hesabi yaparken anne rahminde kaldiklari sureyi de sayarlar ki bence cok mantikli.. Nitekim anne rahminde kalinan sure sadece bebegi gozumuzle gormuyoruz diye yoksayilamaz..
Hayatim gecen yila gore cok degisti: isimi biraktim, yasadigim ulkeyi biraktim, kokume tekrar dondum, hatta Besiktas'ima tekrar tasindim..Cok sey degisti ve 'iyi ki degisti' demeye umarim devam ederim...
Hayat suprizlerle, mucizelerle dolu... Ne kadar bize duragan ve olagan gelse de muhtesem bir dongu ve donusum icersindeyiz surekli.. Dogum yapmak bunlarin en goze batani olsa gerek.. Annem hep kucuklugumden beri 'sen de anne olunca anlarsin' demistir ya da bu sozu baskalarindan da duymusumdur. Gercekten de dogum yaptiktan sonra onceden idrak edemedigim birsuru seyi henuz anladigim seyler listesi her gecen gun artiyor.. En onemlisi sanirim annemi daha iyi anliyorum... Hos dogum sancisi cekerken icimden butun kufurleri saydim anneme, insan hic bile bile bu sanciyi dort kez yasamayi goze alir mi diye ama sonucu gorunce insan biraz dinginlesiyor. Dogum sonrasi 'nasil bir seydi dogum yapmak' diye soranlara, 'bana bu soruyu birkac ay sonra sorun' dedim, cunku yasadiklarimi hemen atlatamayacagimi biliyordum.. Insan gercekten nisyanda.. Surekli unutuyoruz.. Zaten unutmasaydik nesil surmezdi sanirim, ya da dunya nufusu bu kadar kalabalik olmazdi. Cunku o aciyi ceken bir daha yasamak istemez sanirim. Ama simdiden sanki gecirdigim hamilelik, dogum ve bebegime kavusma anlari cok guzelmis gibi gelmeye ara ara basladi bile.. En azindan hizla buyuyen bebegime bakip 'ya ne cabuk geciyor zaman, bebegim artik bir newborn diil' diyorum, ve onun ilk dogdugu hallerini ozluyorum.. Sanirim bir gun tekrar bu aciyi goze alirsam bu, ozlemin aci anlarimi hatirlamami baskilamasi sonucu olacak..
Bence insanlar dugunlerle evlenen ciftleri kutluyorlar ama evlendiginiz aileye ne kadar yakin olursaniz olun gercekten o ailenin bir ferdi olmaniz bebek sahibi olduktan sonra basliyor. Hem esim benim aileme, hem de ben onun ailesine bence bebegimiz olduktan sonra gercekten kabul edildik. Yani bebegimiz olmadan onceki uc yil aileydik ama esasinda aileden degildik. Bu beni gercekten cok sasirtti.. Insanlar nasil oluyor da sadece genetik birlesim olduktan sonra seni ailenin bir ferdi sayiyorlar ilginc!
Aska gelince... Yakin bir zaman icinde evlenecek olan bir arkadasim 'Esra, evlilik aski olduruyor mu gercekten' diye sordu. 'Bence degil' dedim. 'Bence cocuk sahibi olmak aski oldurmese de farklilastiriyor, aski zedeliyor'. Oyle gercekten de.. Kadin birsuru duygusal ve bedensel degisim yasarken, erkek yasamiyor. Bebek dogduktan sonra bebek anneye bagimli ama babaya degil. Benim esim bebegimiz dogduktan sonra uzak durdu bebegimize, ama ne zaman ki Delfina gulumsemeye basladi (ki bu bikac haftayi aldi) o zaman bebegi shevkle kucagina almaya basladi. Ama bu surec zarfinda erkek hep dislanmis durumda. Ve anne -sanirim bu genellemeyi yapabilirim- bebek dogduktan sonra bebege ayri bir düşüyor, bebek anne icin sevgiliden daha ote bir sevgili oluyor.. Bu sureci daha atlatmadigim icin ilersinin nasil olacagini bilemiyorum. Belki bu durumla nasil basedecegimi bulursam tekrar yazarim.
Dogum kendini tekrar tanima, tekrar anlama sureci... Asla kendimi hakkiyla taniyamayacagim, anlayamayacagim. Bunu cok iyi biliyorum. Ama simdi kendimi yeniden kesfetmem gerekiyor.. 'Kesfedemezsem, mutsuz bir ruh olarak kalirim herhalde' diye yazmistim, tam tum cumleyi silecektim ama soyle dusundum: bir bebekle kendimi kesfetmeme diye bir sey olamaz. Bir kesif illa ki olacak ama ne kadar olacagini bilemiyorum. Dun aksam Ortakoy sahilinden Elif Safak'in son kitabini aldim. Ilk hikaye iliskilere dair ve oldukca depresif. Bazi kisimlari esime cevirdim, algilamakta zorluk cekti. Kulturel bir fark olsa gerek dedim. Bizim edebiyatimizin oyle bir bohem sesi var ki bazen okuduklarimiz cok tanidik geliyor halbuki cok bohem ve insan fitratini zorlayici ama bize nedense hep bilindik duygular gibi geliyor..
Mesela Elif Safak hamilelik, anne olma surecini isiyle birlestirip, kaynastirabilmis kadinlardan biri. Yine internette 'Mila's Daydreams' diye bir blog var mesela. Reklamci anne (Adele Eenersen), cocugunu farkli hikaye ve konseptlerde bebegi uyurken hayal ettigi dizaynin icine koyuyor ve bebeginin fotograflarini cekiyor (bakiniz yukaridaki ornek resim). Allah var ne yalan soyleyeyim once 'ben niye bunu daha onceden dusunmedim' diye bunalima soktum kendime ama sonradan bu reklamci kadinin da annelik surecini isiyle kaynastirdiginin farkina vardim. Hem zaten bunu ilk yapan da o degildi ki, Anne Geddes bunu yillardir profesyonel olarak yapiyor. Bense anneligi hicbir isle iliskilendiremiyorum. Sadece Delfina'nin mutlu olmasi icin caba sarfediyorum. Gunumun cok cok bir cogunlugunu onu eglendirmek icin harciyorum, ve de gulumsetebilmek.. Babasi onunla daha cok onun zihnini ve kabiliyetlerini gelistirebilcek seyler yapiyor. Ben onu da yapamiyorum. Ben sadece ona sarkilar soyluyorum, dans ediyorum, onu seviyorum. Bu kadar...Bu yuzden son birkac haftadir oldukca bunalimdayim.. Kendimi yararsiz hissediyorum. Hep cok akilli bir kadin oldugumu dusunmustum ama artik cok salak ve yararsiz bir kadin olduguma oldukca inanmis durumdayim. Cini yapmak istiyorum mesela buyuk bir tutkuyla, ama yapamiyorum. Delfina'nin uyudugu saatlerde oturup yapabilirim esasinda. Ama yapamiyorum, yapmiyorum. Uretken olamiyorum. Dogum yapmak sanki son uretkenligimdi ve o da benim ureticiligim degildi. Rahmime onu koyan ben degilim, dogum sancisini kendime veren ben degilim. Oldukca edilgendim surec boyunca esasinda. Belki bu bana aliskanlik yapti ve edilgen olarak yasamaya devam ediyorum. Bu cumleleri bana baskasi soylese dogum sonrasi depresyon derdim sanirim. Hos bence dogum sonrasi depresyon benim basima gelmedi bence. Beni sadece karanlik hisler sariyor icinden bir turlu cikamadigim...
Baska bir arkadasim dedi ki gunumuzun anneleri cocuklarini bir 'proje' olarak goruyorlar ve cocugun dogmasiyla birlikte projelerine dort elle sariliyorlar, onlari piyano, bale gibi kurslara yolluyorlar. Cocuklarin hicbir vakitleri yok sokakta oynamak icin. Bense Sariyer'e yakin bir balikci koyune yerlesip, koyde organik tarim yapip bebegimle camurda bahcede oynamak hoplamak istiyorum.. Acaba bu hayal gerceklesebilir mi? Ben sorular sormayip, 'oldu' demedikce hayal olarak kalmaya devam edebilir.. Ama hayali bile guzel..
Kucukken hep buyuyunce dunyayi degistirecek seyler yapacagimi dusunmustum. Belki de bir cogumuz boyle dusunurdu.. Ama suan buyuk seylerin degil de 'hep kucuk seyler'in insani oldugumu daha iyi anliyorum.. Belki de bu farkina varis beni derinlere sokan, ama hayat bir sekilde surprizleriyle ve donguleriyle donmeye devam ediyor.. Zaten Samanyolu galaksisinin disindan bakinca dunyada buyuk-kucuk olan hersey zerre kadar degil mi.. Bir varmış bir yokmuş.. Düşünürün yolu buymuş...

No comments:
Post a Comment