Saturday, March 19, 2011

Yeni Hayat...


Icimde yeni bir hayatin basladigini Irlandalilar'in koruyucu azizi St. Patrick'in anildigi gun olan 17 Mart 2010'da ogrendim... Bebegimin genetik olarak yari Irlandali olmasi da olaya bir ilginclik katiyor tabii ki.. Gecen gun Delfinam'a bakip dusundum 'sanki seni dort aydan daha uzun suredir taniyorum' diye ve esasinda onu bir yildir tanidigiminin farkina vardim (16 Mart 2011 idi tarih).. Ama o sadece dort aydir dis dunyada.. Koreliler yas hesabi yaparken anne rahminde kaldiklari sureyi de sayarlar ki bence cok mantikli.. Nitekim anne rahminde kalinan sure sadece bebegi gozumuzle gormuyoruz diye yoksayilamaz..
Hayatim gecen yila gore cok degisti: isimi biraktim, yasadigim ulkeyi biraktim, kokume tekrar dondum, hatta Besiktas'ima tekrar tasindim..Cok sey degisti ve 'iyi ki degisti' demeye umarim devam ederim...
Hayat suprizlerle, mucizelerle dolu... Ne kadar bize duragan ve olagan gelse de muhtesem bir dongu ve donusum icersindeyiz surekli.. Dogum yapmak bunlarin en goze batani olsa gerek.. Annem hep kucuklugumden beri 'sen de anne olunca anlarsin' demistir ya da bu sozu baskalarindan da duymusumdur. Gercekten de dogum yaptiktan sonra onceden idrak edemedigim birsuru seyi henuz anladigim seyler listesi her gecen gun artiyor.. En onemlisi sanirim annemi daha iyi anliyorum... Hos dogum sancisi cekerken icimden butun kufurleri saydim anneme, insan hic bile bile bu sanciyi dort kez yasamayi goze alir mi diye ama sonucu gorunce insan biraz dinginlesiyor. Dogum sonrasi 'nasil bir seydi dogum yapmak' diye soranlara, 'bana bu soruyu birkac ay sonra sorun' dedim, cunku yasadiklarimi hemen atlatamayacagimi biliyordum.. Insan gercekten nisyanda.. Surekli unutuyoruz.. Zaten unutmasaydik nesil surmezdi sanirim, ya da dunya nufusu bu kadar kalabalik olmazdi. Cunku o aciyi ceken bir daha yasamak istemez sanirim. Ama simdiden sanki gecirdigim hamilelik, dogum ve bebegime kavusma anlari cok guzelmis gibi gelmeye ara ara basladi bile.. En azindan hizla buyuyen bebegime bakip 'ya ne cabuk geciyor zaman, bebegim artik bir newborn diil' diyorum, ve onun ilk dogdugu hallerini ozluyorum.. Sanirim bir gun tekrar bu aciyi goze alirsam bu, ozlemin aci anlarimi hatirlamami baskilamasi sonucu olacak..
Bence insanlar dugunlerle evlenen ciftleri kutluyorlar ama evlendiginiz aileye ne kadar yakin olursaniz olun gercekten o ailenin bir ferdi olmaniz bebek sahibi olduktan sonra basliyor. Hem esim benim aileme, hem de ben onun ailesine bence bebegimiz olduktan sonra gercekten kabul edildik. Yani bebegimiz olmadan onceki uc yil aileydik ama esasinda aileden degildik. Bu beni gercekten cok sasirtti.. Insanlar nasil oluyor da sadece genetik birlesim olduktan sonra seni ailenin bir ferdi sayiyorlar ilginc!
Aska gelince... Yakin bir zaman icinde evlenecek olan bir arkadasim 'Esra, evlilik aski olduruyor mu gercekten' diye sordu. 'Bence degil' dedim. 'Bence cocuk sahibi olmak aski oldurmese de farklilastiriyor, aski zedeliyor'. Oyle gercekten de.. Kadin birsuru duygusal ve bedensel degisim yasarken, erkek yasamiyor. Bebek dogduktan sonra bebek anneye bagimli ama babaya degil. Benim esim bebegimiz dogduktan sonra uzak durdu bebegimize, ama ne zaman ki Delfina gulumsemeye basladi (ki bu bikac haftayi aldi) o zaman bebegi shevkle kucagina almaya basladi. Ama bu surec zarfinda erkek hep dislanmis durumda. Ve anne -sanirim bu genellemeyi yapabilirim- bebek dogduktan sonra bebege ayri bir düşüyor, bebek anne icin sevgiliden daha ote bir sevgili oluyor.. Bu sureci daha atlatmadigim icin ilersinin nasil olacagini bilemiyorum. Belki bu durumla nasil basedecegimi bulursam tekrar yazarim.
Dogum kendini tekrar tanima, tekrar anlama sureci... Asla kendimi hakkiyla taniyamayacagim, anlayamayacagim. Bunu cok iyi biliyorum. Ama simdi kendimi yeniden kesfetmem gerekiyor.. 'Kesfedemezsem, mutsuz bir ruh olarak kalirim herhalde' diye yazmistim, tam tum cumleyi silecektim ama soyle dusundum: bir bebekle kendimi kesfetmeme diye bir sey olamaz. Bir kesif illa ki olacak ama ne kadar olacagini bilemiyorum. Dun aksam Ortakoy sahilinden Elif Safak'in son kitabini aldim. Ilk hikaye iliskilere dair ve oldukca depresif. Bazi kisimlari esime cevirdim, algilamakta zorluk cekti. Kulturel bir fark olsa gerek dedim. Bizim edebiyatimizin oyle bir bohem sesi var ki bazen okuduklarimiz cok tanidik geliyor halbuki cok bohem ve insan fitratini zorlayici ama bize nedense hep bilindik duygular gibi geliyor..
Mesela Elif Safak hamilelik, anne olma surecini isiyle birlestirip, kaynastirabilmis kadinlardan biri. Yine internette 'Mila's Daydreams' diye bir blog var mesela. Reklamci anne (Adele Eenersen), cocugunu farkli hikaye ve konseptlerde bebegi uyurken hayal ettigi dizaynin icine koyuyor ve bebeginin fotograflarini cekiyor (bakiniz yukaridaki ornek resim). Allah var ne yalan soyleyeyim once 'ben niye bunu daha onceden dusunmedim' diye bunalima soktum kendime ama sonradan bu reklamci kadinin da annelik surecini isiyle kaynastirdiginin farkina vardim. Hem zaten bunu ilk yapan da o degildi ki, Anne Geddes bunu yillardir profesyonel olarak yapiyor. Bense anneligi hicbir isle iliskilendiremiyorum. Sadece Delfina'nin mutlu olmasi icin caba sarfediyorum. Gunumun cok cok bir cogunlugunu onu eglendirmek icin harciyorum, ve de gulumsetebilmek.. Babasi onunla daha cok onun zihnini ve kabiliyetlerini gelistirebilcek seyler yapiyor. Ben onu da yapamiyorum. Ben sadece ona sarkilar soyluyorum, dans ediyorum, onu seviyorum. Bu kadar...Bu yuzden son birkac haftadir oldukca bunalimdayim.. Kendimi yararsiz hissediyorum. Hep cok akilli bir kadin oldugumu dusunmustum ama artik cok salak ve yararsiz bir kadin olduguma oldukca inanmis durumdayim. Cini yapmak istiyorum mesela buyuk bir tutkuyla, ama yapamiyorum. Delfina'nin uyudugu saatlerde oturup yapabilirim esasinda. Ama yapamiyorum, yapmiyorum. Uretken olamiyorum. Dogum yapmak sanki son uretkenligimdi ve o da benim ureticiligim degildi. Rahmime onu koyan ben degilim, dogum sancisini kendime veren ben degilim. Oldukca edilgendim surec boyunca esasinda. Belki bu bana aliskanlik yapti ve edilgen olarak yasamaya devam ediyorum. Bu cumleleri bana baskasi soylese dogum sonrasi depresyon derdim sanirim. Hos bence dogum sonrasi depresyon benim basima gelmedi bence. Beni sadece karanlik hisler sariyor icinden bir turlu cikamadigim...
Baska bir arkadasim dedi ki gunumuzun anneleri cocuklarini bir 'proje' olarak goruyorlar ve cocugun dogmasiyla birlikte projelerine dort elle sariliyorlar, onlari piyano, bale gibi kurslara yolluyorlar. Cocuklarin hicbir vakitleri yok sokakta oynamak icin. Bense Sariyer'e yakin bir balikci koyune yerlesip, koyde organik tarim yapip bebegimle camurda bahcede oynamak hoplamak istiyorum.. Acaba bu hayal gerceklesebilir mi? Ben sorular sormayip, 'oldu' demedikce hayal olarak kalmaya devam edebilir.. Ama hayali bile guzel..
Kucukken hep buyuyunce dunyayi degistirecek seyler yapacagimi dusunmustum. Belki de bir cogumuz boyle dusunurdu.. Ama suan buyuk seylerin degil de 'hep kucuk seyler'in insani oldugumu daha iyi anliyorum.. Belki de bu farkina varis beni derinlere sokan, ama hayat bir sekilde surprizleriyle ve donguleriyle donmeye devam ediyor.. Zaten Samanyolu galaksisinin disindan bakinca dunyada buyuk-kucuk olan hersey zerre kadar degil mi.. Bir varmış bir yokmuş.. Düşünürün yolu buymuş...

Tuesday, November 17, 2009

If you have pain, this book is strongly recommended!

If you want to cope with your chronic pain, you need to learn who your enemy is. You need to learn how and why pain works. If you have chronic pain, I strongly recommend this book.
I had serious neck and hand problems for many years (what started out as RSI received a variety of diagnoses, including fibromyalgia, thoracic outlet syndrome, and, the final and lasting diagnosis, cervical hernia, a diagnosis backed up by scans showing the existence of a cervical lump). This interfered with my work and studies to such an extent that I felt useless, disabled, and lost.
At one point I started getting severe foot pain as well, which I thought was related to an earlier broken tailbone, the RSI-illness, neuro-degeneration, or any number of problems - the existence of multiple sclerosis in my family did not help my state of mind. After I visited a neurologist about this problem she told me (in the right way) that I had nothing to worry about - that it was most likely down to the stress I was experiencing in my life (and my life was incredibly complex and terrifying at that point). That set my mind at ease and almost immediately started feeling a little bit better.
But what set this healing trajectory down for me was this book. My neurologist didn't prescribe it - my husband found it for me. But it seemed to describe exactly my situation. It was relieving to know that I wasn't alone in this, that other people have got through this kind of illness without disastrous consequences.
The book itself doesn't heal all your problems, but it gives you a different perspective on them, helps you to look at yourself in a different way. This different perspective was enough for me to get a grasp on my pain, and my life.

Thursday, September 03, 2009

Gezdin Gezgin Geldin


Bana ailem 'Turist Omer' diyor.. Cok geziyormuymusum ne..
Kucukken bir hikaye dinlemistim, yarim yamalak hatirliyorum ama sanirim soyleydi:
Evliya Celebi kutsal bir mekana girer, ve peygamber efendimize 'Sefaat ya ResulAllah!', diyecegine 'Seyahat ya ResulAllah!' der. Ve iste hayati boyunca da hep gezer...
Bu dua Evliya Celebi'nin dil surcmesinden mi mutevelliddir, yoksa gonlu diline mi vurmustur da seyahat etmeyi arzulamistir, onu bilemeyiz tabi.. Benim bildigim benim kucuklugumden beri hep gitmeyi arzuladigimdi.. Gidinceye kadar hep okudum, belgesellerde baska diyarlari izledim. Gitmek icimde hic durduramadigimdi..
Ve aldim basimi gittim...
Hala gidiyorum...
Gurbette olmak bazen aci, yollarda olmak mutluluk veriyor..
Uzun suredir gidince de bir bakiyorsun, memleket dedigin sana daha bi yabanci.. sonra kulaklarinda duyuyorsun "yollar bize memleket" ve icin bi rahatliyor.. 'He ya' diyorsun, artik yollar bana memleket...
Bu garip bir nokta.
Aidiyetliginin nereye ait oldugunu bilemedigin bir nokta.
Hem urkutucu hem de hosa giden bir nokta.
Her neyse, bu son kisim demek istediklerimle alakali degil.
Bu hafta ablamdan bir eposta aldim, sen "niye yazmiyorsun seyahat hikayelerini" dedi, "bence en iyi yapacagin is bu" :) "Ama bana anlattigin gibi yaz, cunku bu bilgilere kitaplardan ulasilinamiyor"dedi.. Hak verdim tabi ama hem buna baslamak icin kendimi gec kalmis hissettim..hem de bir turlu baslayamadim iste! Peki, simdi niye mi yaziyorum, cunku bugun sabah ablam telefonda hala yazmamakla 'tembel' oldugumu ima etti, aslinda aynen bu kelimeyi kullandi: tembel! Once icime bi oturdu, cunku kendimi tembel biri olarak gormezdim, ama dogru bu denizsiz yasamak beni tembellestiriyor sanirim.. Uretmem lazim, doldurduklarimi tasirmam lazim...

Monday, January 05, 2009

Insan


Insanlar neden oldurmek istiyor?
Ama asla olmek istemiyor?

Neden hoslanmadigimiz birini yok etme hissi cok cabuk icimizde gelisiyor?
Neden CSI, ya da benzeri suc bilimiyle alakali diziler, filmler cok populer ve her aksam izlemek mumkun?

~

Insan
Gokle yer arasindaki sozumona elci.
Insan

~

Tanri adina oldurmek Tanri'yi anlamamak degildir de nedir?
Nedir Tanri'nin istedigi insani anlamaktan baska?
Insan
Nedir insanin yaptigi baska bir insani yok etmekten baska?

Sozle, halle, mertligi bozan kursunla, elle
yok etmek

insani anlamak icin arza yollanmissa insan
insanlari yok edenin insanligi var midir?
insanlarin yok edilisine seyirci kalmak
bu mudur senin insanligin ey insanoglu!

Inadina Yasamak!!!


Insani hayati boyunca kisitlandiran o kadar cok sey var ki...
Saglik, aile, cocuklar, duygular, bedenimiz..

Beni en cok kisitlandiran vucudum... saglik sorunlarim...
Hayat yolculugu saglik sorunuyla baslayan 4.5 kilo ve normalden 8cm uzun dogmus bir bebekten ne beklenebilir ki?
Ben kendimden cok seyler bekliyorum.
Beni kisitlandiran seylerden daha cok...cok daha cok!
Inadina yapiyorum bazi seyleri: biliyorum bedenim ve ruhum ayni hizda degiller. Ama inadina yasiyorum!
99'da babamin deyimiyle kicimi kirdigimda (yani kuyruk sokumumu), agrilarima ve doktorlarin dediklerine ragmen bisiklete bindim kilometreler boyunca, ata bindim, yuzdum.
Aradan on yil gecti. Kicim hala kirik. Bir de ustune Sinir cerrahinin "boynundaki disk biraz daha kayarsa her an felc olabilme riskin var" demesine ragmen cumartesi jet bot'a bindim, bugun de bol bol kayaking yaptim. (Turkcesi tam olarak ne bilmiyorum :( ama resimde bir kac kayak var ama bugun benim bindigim biraz daha kucuktu) Dalgalarin ustune jetbotla her carptigimizda boynumdaki disklerin kayma riski oldukca yuksekti ama inadina okyanusun ustunde dans ettik, dalgalarla cemberler cizdik. Hizimizla orantili olarak ruzgarin yuzumun semalini degistirmesine ragmen, hersey harikaydi. Okyanusa gobegini gere gere oturmus bir penguen bile gorduk!!! Bugunku kayaking ise huzurluydu, denizin dibini bile gorebiliyorduk, su cok berrakti. Suda yasamak lazim!!! Suyla butunlesmek lazim! Dunyanin sirrini acikliyorum: Su, mutluluk demek! Yasamak demek! Inadina yasayanlara daha ne gerek?

fotograf: Cathedral Cove, Yeni Zelanda

Thursday, January 01, 2009

2008'in son gunu ve 2009'un ilk gunu yuzmek!


Dun Russell Bookshop'ta yogun bir calismanin ardindan Long Beach'e gidip yuzduk, sonra da Russell'da Paihia'dan atilan havaifisek gosterisini izledik. Bugun de Rawhiti Bay'de yuzduk. Guzel bir duygu bir onceki yilin son gunu, ve yeni yilin ilk gunu okyanusta yuzmek. Resimdeki kumsal Long Beach. Okyanusta ilk yuzdugum sahil yine bu kumsaldi. Yuzerken acaba iki metre otede bi kopekbaligi ya da katil balina var midir diye insan korkup istedigi kadar acilamiyor. Ama heyecanla karisik hos bir duygu yine de.. insan bazen inanamiyor, hepsi bu!
Bu yil huzur, saglik, mutluluk ve calismalarimiz uretkenlik getirsin! Dunya huzurlu ve savassiz/kavgasiz bir gezegen olsun... Her ne kadar oyle baslamamis olsa da.. umut degil mi bizi ayakta tutan?

Saturday, December 13, 2008

Ingiliz usulu Kalburabasti



Bu bayram Yeni Zelanda'daydik. Ben de bayrama ve cocukluguma ait bir sey olsun diye kalburabasti yaptim. Yegenlerimiz Kya, Alana ve Shayla (soldaki resimdeler) dinazorlari cok sevdikleri icin ve isin asli kalburabasti biraz da dinazor sirtina benzedigi icin bizim kirk yillik kalburabasti ingilizceye 'Dinosaur Cookies' diye gecti :) Bunun ustune bir de sevgilimin babasi bizim surubu yag sanip dokunce, kalburabasti o kadar da suruplu olmadi, ve esim bunun uzerine Ingiliz usulu yedi Kalburabastiyi. Nasil mi? Kalburabastiyi ortadan sandvic ekmegi keser gibi ikiye kesti, sonra icine tereyagi surup mikrodalgaya 30 saniyeligine koydu, ardindan da uzerine recel koyup afiyetle yedi. Bir o mu? herkes oyle yiyor artik 'Dinazor Kurabiyeleri'ni YeniZelanda'da :) En azindan bir de fistik ezmesi koymadilar :) Ha bir de kurban bayramini bir anlamiyla yasadim sanirim, cunku buraya geldigimizden beri her iki gunde bir balik tutmaya cikip olaganustu okyanus baliklari tuttuk, tabii ki ben her kan gordugumde bir bayginlik gecirdim ama cok ilginc bir deneyim okyanusa ait ilginc yaratiklar gormek. Bir de balik kani gormeyi kara hayvaninin kanini gormeye tercih ederim. Zaten et gormekten midemin bulanmasi ve et yiyememem yetmezmis gibi YeniZelanda yapimi, komedi-korku filmi olan Black Sheep'i izledik iki gece once, hala kabus goruyorum hayvanlarla ilgili. Biliyorum Kurban bayrami toplumsal adalet icin iyi ve yuzlerce yil acisindan baktigimizda cok mantikli bir sistem ama yine de ruhum diyor ki insanlar bu kadar hayvan eti tuketmeseler olmaz mi?

Yalniz kopek korkumla ilgili cok olumlu gelismeler yasamaktayim. 6 Aralik gunu, yani Yeni Zelanda'daki 2. gunumuzde Jackie'nin kopegi Bonny'i elledim, yani bu hayatimda elleyebildigim ilk kopek oldu ve artik evde Pedro'ya karsi da daha rahatim. Kopek korkusunu yenmede en onemli adim kopek davranislarini anlamak sanirim. Mesela elimi koklamalari gerekiyormus, benim kokumu alip beni taniyabilmeleri icin. Yeni seyler ogrenmek ve beni bu dunyada kisitlayan seylerin uzerine gidebilmek iyi bir sey, ozgur ruhumu daha da ozgur kilabilmek icin.

Not: Dun Damien oltayla da tuttu balik, hatta o tam oltayi sararken cektigim fotografi sag ust kosede gorebilirsiniz. Dikkatle bakarsaniz botun sagindan gelen baligi gorebilirsiniz :)


Ruhumuzun heykeli ve heykeltraslarimiz..


Sekiz yasindaydim benden 25 yas buyuk kuzenimi trafik kazasinda kaybettigimde. Kuzenimin kizi benim en yakin arkadasimdi, annesini kaybettiginde. Sanirim kuzenimin olumunden anca bir hafta gecmisti, hala evlerine annem Kuran okumaya gidiyordu. Ogle vaktiydi, birden hayatim boyunca gozlerimin onunden gitmeyen ve ruhumdan acimazsizliginin verdigi titreme gitmeyen bir sey oldu. Annesini kaybedeli daha bir hafta olan, o icinde ne yapacagini bilemeyen en iyi arkadasima teyzesi okkali bir dayak atti. Ben soktaydim. Ne oldugunu anlayamadim. Nasil olurdu da annesini yeni kaybetmis, ve evin en buyuk kizi oldugu icin omuzlarina simdiden bir suru yuk binen kucuk bir cocuga anne yarisi (!) dayak atabilirdi? Benim ne oldugunu idrak etmem zaman aldi. Dayagin nedeni mutfak bezlerini on yasindaki en yakin arkadasimin camasir makinasinda yikamasiydi! Cunku kahrolasi bez parcalari mutfaga aitse, mutfakta elde yikanmaliymis! Bissuru farkli kulturlerde, o kulturlerle yasayip, mutfak bezlerinin ic camasirlariyla birlikte ayni anda yikanabilecegini gordukten sonra suandan 20 yil onceki hadiseyi her hatirladigimda icim urperiyor.. Nasil bir kulturde buyuduk? Nasil bir kultur yaratmisiz? Ne kadar kolay insan duygularini harcamak, zedelemek, travmali karakterler yaratmak, birak ic camasirlariyla birlikte yikamayi; kim olmus mutfak bezlerini camasir makinasina yikamaktan?.. Ne yazik ki benim hafizam bu tur hatiralarla dolu..
Babasi haliya iseyen torununa kizdiginda arkadasimin verdigi cevap gibi: 'Benim kizimin ruhu bir bez parcasindan daha onemli: bez parcasini yikayabilirsin ama kizima kizarak ruhunda olusturdugun travma yikanarak gecmez.'

Sizce?