
Sekiz yasindaydim benden 25 yas buyuk kuzenimi trafik kazasinda kaybettigimde. Kuzenimin kizi benim en yakin arkadasimdi, annesini kaybettiginde. Sanirim kuzenimin olumunden anca bir hafta gecmisti, hala evlerine annem Kuran okumaya gidiyordu. Ogle vaktiydi, birden hayatim boyunca gozlerimin onunden gitmeyen ve ruhumdan acimazsizliginin verdigi titreme gitmeyen bir sey oldu. Annesini kaybedeli daha bir hafta olan, o icinde ne yapacagini bilemeyen en iyi arkadasima teyzesi okkali bir dayak atti. Ben soktaydim. Ne oldugunu anlayamadim. Nasil olurdu da annesini yeni kaybetmis, ve evin en buyuk kizi oldugu icin omuzlarina simdiden bir suru yuk binen kucuk bir cocuga anne yarisi (!) dayak atabilirdi? Benim ne oldugunu idrak etmem zaman aldi. Dayagin nedeni mutfak bezlerini on yasindaki en yakin arkadasimin camasir makinasinda yikamasiydi! Cunku kahrolasi bez parcalari mutfaga aitse, mutfakta elde yikanmaliymis! Bissuru farkli kulturlerde, o kulturlerle yasayip, mutfak bezlerinin ic camasirlariyla birlikte ayni anda yikanabilecegini gordukten sonra suandan 20 yil onceki hadiseyi her hatirladigimda icim urperiyor.. Nasil bir kulturde buyuduk? Nasil bir kultur yaratmisiz? Ne kadar kolay insan duygularini harcamak, zedelemek, travmali karakterler yaratmak, birak ic camasirlariyla birlikte yikamayi; kim olmus mutfak bezlerini camasir makinasina yikamaktan?.. Ne yazik ki benim hafizam bu tur hatiralarla dolu..
Babasi haliya iseyen torununa kizdiginda arkadasimin verdigi cevap gibi: 'Benim kizimin ruhu bir bez parcasindan daha onemli: bez parcasini yikayabilirsin ama kizima kizarak ruhunda olusturdugun travma yikanarak gecmez.'
Sizce?
No comments:
Post a Comment