Sunday, November 09, 2008

Gobek bagi, yapraklar, ve hayatin sorgulanmasina dair

Birmingham'da yaprak yagiyor..
Evet yalan degil, sadece birbirine dolanmis yapraklar.. havada daireler ciziyor..
Birmingham'in renkleri bu aralar cok guzel.. Bazen gokyuzu bemberrak oluyor, renksiz ama maviye donmeye calisan bir gok kubbe.. yerlerde sari yapraklar var, yemyesil cimenlerin ustune cok yakisiyorlar.. bazen yesil o kadar canli bir yesil, sari oylesine bir altin rengi oluyor ki sanirsin hepsi photoshop'ta degistirilmis, uzerlerine bir ruh giydirilmis.. Bazen film kareleri gibi her yer, eger yuzune soguk soguk vuran ve icini titreten ruzgar olmasa kendini birden DVD izlerken bulacaksin..

Bu aralar dusunuyorum Ahmet Hasim'in siirlerini, 'Yol Arkadasim' adli sinema ve kitap tadindaki dizideki bir kareyi: hani merdivenlerin tepesinden kameranin cektigi daha yeni aska dusmus Soner'in ahsap merdivenleri cikarken 'agir agir cikacaksin bu merdivenlerden/eteklerinde gümüş rengi bir yığın yaprak' dizelerini soyledigi sahne.. o sahnede her merdiven, Soner'in ciktigi her basamak Hasim'in 'eteklerinde gümüş rengi bir yığın yaprak'i animsatiyor bana.. hayat merdiveninde ciktigimiz her basamak..sacimiza dusen her ak, geride biraktigimiz sayisizca sayisiz her yaprak...Sonra kulagimda basliyor "Geldigimizde otlar yemyesil ve kuzeydeydi gunes..Sonbahar geldi". Hayat hep siirler ve sarkilar midir? Yoksa kendini kahretmenin iksirleri midir yalnizca bunlar? Hayat ne kadar cabuk geciyor.. hersey bir ruya gibi.. sanki yasanilan hicbir an ya da aci yasanmamis gibi.. Ne farki var ki bir 'an'la bir hayatin?
'Binmisiz bir alamete gidiyoruz kiyamete..'
Vaktimizi tum yogunluguyla gecirmek neden bu kadar onemli? Su iki senedir varligina varlik katamamis olan ben neden mutsuzum. Ha oyle ha boyle gecmis hayat? Neden mutsuz kiliyor bu beni? Neden bu sorgulamalar? Beynimin icinde durmaksizin donuyor?
Gecenlerde farkettim esasinda hep lisede hayalini kurdugum ortamda oldugumun.. yesil ve soguk ingiltere'deyim, istedigim her ingiliz yazini metnine ulasabilirim. Siirlerin adandigi katedralleri, reformlarin yapildigi Big Bang'in her turlu protestoya taniklik etmis oldugu her kosesine gidebilir, hatta dunya daha guzel bir yer olsun diye o mitinglere ben de gidebilirim, Shakespeare'in evlerini ziyaret edip, Hume'un Edinburg'daki heykelinin onunde fotograf cekilebilirim. Esasinda bunlari yaptim geldigimden beri, ama beni ne neden bu kadar mutsuz etti? Su ana kadarki sorgulamanin ana noktasi da bu. Cunku kendime kizdim, yasadigimiz yerin esasinda o kadar da onemi yok. Ben hep varoldugum yerden kacmak istedim. Belli bir yere asla kok salamadim. Istanbul'dan nefret ettim iki yol boyunca hep terketmek istedim, sonra da tam YediTepelim'e asik oldum ki, onu terk ettim. Yeni Zelanda yerlileri Maoriler, bebeklerinin gobek baglarini topraga gomup uzerine bir agac dikiyorlar, sonra da hayati boyunca ailelerinin ya da gobek baginin sahibinin o agaci gelip, sulamasi gerekiyor, her halde o topraga tutunsunlar, aidiyetlikleri oyle olussun diye. Benim gobek bagim nolmus belli degil, annem dedemin diger torunlarina yaptigi gibi evinin yakinindaki bir caminin avlusuna gomdugunu tahmin ediyor. Bense bundan pek emin degilim. Benimki bir dereye, ya da denize birakilmis olmali...akip gidiyor, hicbir yere kok salamadan..

No comments: